Romeo-Dudakları yok mudur ermişler ve hacıların?
Jüliet-Var ama,Tanrı'ya yakarışta kullanırlar
Romeo-Sevgili ermiş dudaklar yapsın ellerin
yaptığını öyleyse,.
İnanç umutsuzluğa dönmesin,yakarıyorlar
işte
Jüliet-Ermişler kıpırdamaz yakaranı dinlerken
Romeo-Kıpırdama öyleyse yakarım gerçekleşirken
(Onu öper.)
İşte senin dudaklarınla,dudaklarım arındı
Jüliet-Öyleyse günah şimdi dudaklarımda kaldı?
Romeo-Günah dudaklarımdan mı kaydı?
Tatlı bir dürtüyle işlenen bir günah!
Geri ver bana günahımı.
(Tekrar öper.)
Jüliet-Kalıbına uydurup beni öpüyorsunuz
21 Aralık 2010
12 Aralık 2010
● Kırmızı
Gök gürlüyor yanı başımda
Seszizlik bölüyor çığlıkları
Bulut bulut yükseliyor yitirilmiş yaşamlar
Gördüğüm her yer can pazarı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Sessizlik kırmızı, gök kırmızı, yer kırmızı
Kötü kokular sarıyor etrafımı
Kokunun rengi kırmızı
Yalvaranlar var yaşamak için
Yalvarışları kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Kokular kırmızı, yalvarışlar kırmızı, yer kırmızı
Ne oluyor bu kırmızı sevdası!
Nedir, nedendir
Yeşile, maviye, sarıya, bırakın onları
Siyaha, beyaza ne oldu
Kararıyor gözlerim tozdan
Göremiyorum artık güzel olanları
Sadece korku geride kalan
Korkunun rengi kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Tüm renkler kırmızı, korkular kırmızı, yer kırmızı
Boğuluyorum gözyaşlarıyla insanların
Titretiyor her yanımı giden can feryatları
Bende ağlıyorum, gözyaşı heryanım
Boğuluyorum ağlamaktan, gözyaşları kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri arıyorum yerde
Gözler kırmızı, gözyaşları kırmızı, yer kırmızı
Yeter artık yeter dayanamıyorum
Alın artık canımı alın yalvarıyorum
Tahammülüm kalmadı artık kırmızıya
Zaten her saniye ölüyorum
Ve ben!
Sadece çocukları topluyorum yerden
Hepsi beyaz gömlekli
Can kırmızı, ölüm kırmızı, çocuklar kırmızı
~Ş.Karaca
Seszizlik bölüyor çığlıkları
Bulut bulut yükseliyor yitirilmiş yaşamlar
Gördüğüm her yer can pazarı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Sessizlik kırmızı, gök kırmızı, yer kırmızı
Kötü kokular sarıyor etrafımı
Kokunun rengi kırmızı
Yalvaranlar var yaşamak için
Yalvarışları kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Kokular kırmızı, yalvarışlar kırmızı, yer kırmızı
Ne oluyor bu kırmızı sevdası!
Nedir, nedendir
Yeşile, maviye, sarıya, bırakın onları
Siyaha, beyaza ne oldu
Kararıyor gözlerim tozdan
Göremiyorum artık güzel olanları
Sadece korku geride kalan
Korkunun rengi kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri topluyorum yerden
Tüm renkler kırmızı, korkular kırmızı, yer kırmızı
Boğuluyorum gözyaşlarıyla insanların
Titretiyor her yanımı giden can feryatları
Bende ağlıyorum, gözyaşı heryanım
Boğuluyorum ağlamaktan, gözyaşları kırmızı
Ve ben!
Çocuk sesleri arıyorum yerde
Gözler kırmızı, gözyaşları kırmızı, yer kırmızı
Yeter artık yeter dayanamıyorum
Alın artık canımı alın yalvarıyorum
Tahammülüm kalmadı artık kırmızıya
Zaten her saniye ölüyorum
Ve ben!
Sadece çocukları topluyorum yerden
Hepsi beyaz gömlekli
Can kırmızı, ölüm kırmızı, çocuklar kırmızı
~Ş.Karaca
9 Kasım 2010
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
öteki de olmuyor,
ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor iste.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk,aile,güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık...
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Can YÜCEL demişse durup düşünmeye bile gerek yoktur benim için. Adam sanki bana rehber olması için dünyaya gelmiş, bir insanın her söylediği mi etkiler başka bir insanı.
Çocuk!
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
öteki de olmuyor,
ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor iste.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk,aile,güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık...
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Can YÜCEL demişse durup düşünmeye bile gerek yoktur benim için. Adam sanki bana rehber olması için dünyaya gelmiş, bir insanın her söylediği mi etkiler başka bir insanı.
Çocuk!
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır, kimsenin bilmediği..
Ve her gözyaşının altında bir dua, kimsenin duymadığı.
Çevir gökyüzüne başını,
Bakma arkana.
Daha sert basa basa, daha güçlü.
Anlat bu kara şehrin yollarına, ak adımlarınla.
Gitmek, yenilmek değil. Kazanmak da.
Gitmek, gitmektir işte.
Hepsi bu..
-CemAdrian
~Hangisini dinlemeli şimdi..
-CemAdrian
~Hangisini dinlemeli şimdi..
Gitmek, gitmektir işte.
Hepsi bu..
5 Ekim 2010
Stiletto
Stiletto kadını şehirlidir,
asidir,
başına buyruktur,
isyankârdır.
Esrarengiz ve kibirli bir ruh haline sahiptir stiletto kadını.
Cazibeli olduğunun fevkalade farkındadır.
asidir,
başına buyruktur,
isyankârdır.
Esrarengiz ve kibirli bir ruh haline sahiptir stiletto kadını.
Cazibeli olduğunun fevkalade farkındadır.
18 Ağustos 2010
En Mutlu Gün
En mutlu gün en mutlu saat
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
en büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.
Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri-
Ama boşver şimdi.
Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi
sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.
En mutlu gün-en mutlu saat
gözlerimin gördüğü göreceği,
En parlak ışıltısı gücün ve gururun
Hissettiğim:
Ama o zaman çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar
Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.
' EDGAR ALLAN POE
"gelecek" , gelecek :)
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
en büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.
Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri-
Ama boşver şimdi.
Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi
sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.
En mutlu gün-en mutlu saat
gözlerimin gördüğü göreceği,
En parlak ışıltısı gücün ve gururun
Hissettiğim:
Ama o zaman çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar
Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.
' EDGAR ALLAN POE
"gelecek" , gelecek :)
16 Ağustos 2010
Topuklu ayakkabı. Tık, tık, tık, tık… Tek bir çizgi üstünde, catwalk yaparcasına yürüyor kadın. Her baş dönüyor onun geçişine. Kadının yüzü yok, her bakan sadece onları görüyor, kırmızı bir çift stiletto. Önce biri, tık, ardından diğeri, tık ve tekrar diğeri tık, tık tık!
Kadının yüzü yok, benim de dudaklarım. Üstelik eğer olabilseydi, dolgun ve kırmızıya boyalı olacaktı o dudaklar. Ve sana inadı bırak diyeceklerdi. Eğer kırmızı stilettolu kadının yüzü benim de dudaklarım olsaydı, duyacakların çok farklı olacaktı duyduklarından.
Oturup yalvaracaktım sana, lütfen korkma diye. Kırmızı topuklar sende son bulacaktı, tıkırtıların bittiği yeri bilecektin. Sen yüzü olmayan kadının yüzünü görecektin, ben dudaklarıma kavuşacaktım. Uyanıp kafanı sağa çevirdiğinde yanındaki ben olacaktım, aynı kanepede oturup kitap okuyacaktık, elimde şiir kitaplarıyla sana koşup şu cümleye bak diyecektim, kavuştuğum dudaklarıma dokunan tek insan olacaktın şu ömrü hayatımda.
Ama benim dudaklarım yok ve ince uzun topuklu, kırmızı ve rugan stilettoların tıkırtısı giderek uzaklaşıyor senden. Başlasaydı sende bitecek olan hikâyemle birlikte. Oysa biz şairin dediği gibi birlikte susmayı bile beceremedik. Ben önce dudaklarımı kaybettim, sonra stilettolarımı giydim.
Topuklu ayakkabılarımı. Tık, tık, tık, tık… Tek bir çizgi üstünde, catwalk yaparcasına yürüdüm. Her baş döndü geçişime. Benim yüzüm yoktu, her bakan sadece onları gördü, kırmızı stilettolarımı. Önce bir adım attım, tık, ardından diğerini, tık ve tekrar diğeri, tık, tık tık…
15 Ağustos 2010
Oh God
Tanrının senden hoşlanmadığı olasılığını düşünmelisin.
O seni hiç istemiyor.
Hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyor.
Bu başına gelecek en kötü şey değil.
Ona ihtiyacımız yok. Laneti ve affedilmeyi boşver.
Biz tanrının istenmeyen çocuklarıyız
14 Ağustos 2010
Gece ve o lanet şarkı.
![]() |
| ya öl ya sev. |
anladiysan...
ver, mendilin varsa yaninda
ver, eminim vardir yaninda
bekle, dur..
ya öl ya sev
ya sus.. ya doğruyu söyle
nasıl başlasam utanmadan konuşmaya
gözyaşım var,
sözlerim yok anlatmaya
ver, mendilin varsa yaninda
ver, eminim vardir yaninda
bekle, dur..
ya öl ya sev
ya sus.. ya doğruyu söyle
ver mendilin varsa yaninda
ver eminim vardir yaninda
bekle, dur.. ya öl ya sev
ya sus.. ya doğruyu söyle
gitme,dur..ya öl ya sev
ya sus..ya doğruyu söyle
neden başladım ağlamaya
anladiysan..
'-VEGA-Mendil
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






