11 Ocak 2011

Marilyn Monroe

Erdemli bir kız öpüşür ama aşık olmaz, dinler ama inanmaz ve terk edilmeden önce terk eder…





 Bir erkeğin dünyasında yaşamaya aldırmam, yeter ki orada da bir kadın olarak bulunabileyim.
 İyi biriyim, ama melek değilim. Günaha girdiğim olur, ama şeytan değilim. Ben yalnızca bu koskoca dünyada sevecek birilerini arayan küçük bir kızım.
 Bu makyajın altında ve gülümsemenin ardında sadece dünyayı arzulayan bir kadınım.

 Bir kadını güldürebiliyorsanız, her şeyi yaptırabilirsiniz…
 Kimseyi kandırmadım. Ama insanların kendilerini kandırmalarına izin verdim. Hiç biri benim kim ya da ne olduğumla ilgilenmedi. Bunun yerine benim için bir karakter yaratmayı tercih ettiler. Onlarla elbette tartışmayacaktım. Çünkü nasılsa olmadığım birine aşıklardı.
 O kederli olduğu zamanlarda bile nasıl mutlu olunacağını bilen bir kadındı. Ve bilirsiniz bu çok önemli bir bilgidir.

Tüm küçük kızlara ne kadar sevimli oldukları söylenmelidir,öyle olmasalar bile
 Erkeklerle eşit olmak isteyen kadınlar tutkularını kaybetmiş olanlardır.


Mağdurlar toplumunda yaşıyoruz. Bu öyle bir toplum ki, insanlar ayakları üzerinde durarak ya da direnerek değil, kurban edilerek rahata eriyorlar.
 Elmaslar bir kadının en iyi arkadaşlarıdır.
Eğer aptal bir kadını oynamam ve aptalca sorular sormam gerekirse, akıllı bir kızmışım gibi davranmaya başlamam yeterli olur.
Kesinlikle bir kadınım ve kadın olmak beni çok eğlendiriyor.

Elbette benim de duygularım var. Ben de bir insanım. Tek istediğim sadece ben olduğum ve yeteneklerim için sevilmek.
 Aşk ve iş hayatlarımızda gerçek olan iki şey. İkisi bir arada olurlarsa ne ala, aksi halde işler yolunda değil demektir. Çalışmak, aşkın sahip olduğu formlardan biridir.
                          
Cinsellik doğanın bir parçası ve ben doğayı çok seviyorum.
Tek başına mutsuz olmak, biriyle mutsuz olmaktan iyidir.
   Gerçek aşık seni bir tek öpücükle bile kendinden geçirebilendir.

 İhtiyarlamadan önce yaşamak zorundayız. Çünkü pişmanlık duymak en az korkmak kadar aptalca… 



21 Aralık 2010

R ♥ J

Romeo-Dudakları yok mudur ermişler ve hacıların?

Jüliet
-Var ama,Tanrı'ya yakarışta kullanırlar

Romeo
-Sevgili ermiş dudaklar yapsın ellerin
      yaptığını öyleyse,.
      İnanç umutsuzluğa dönmesin,yakarıyorlar
      işte


Jüliet
-Ermişler kıpırdamaz yakaranı dinlerken

Romeo
-Kıpırdama öyleyse yakarım gerçekleşirken
      (Onu öper.)
      İşte senin dudaklarınla,dudaklarım arındı

Jüliet
-Öyleyse günah şimdi dudaklarımda kaldı?

Romeo
-Günah dudaklarımdan mı kaydı?
       Tatlı bir dürtüyle işlenen bir günah!
       Geri ver bana günahımı.

       (Tekrar öper.)

Jüliet
-Kalıbına uydurup beni öpüyorsunuz

12 Aralık 2010

● Kırmızı

Gök gürlüyor yanı başımda 
Seszizlik bölüyor çığlıkları 
Bulut bulut yükseliyor yitirilmiş yaşamlar 
Gördüğüm her yer can pazarı 

Ve ben! 
Çocuk sesleri topluyorum yerden 
Sessizlik kırmızı, gök kırmızı, yer kırmızı 

Kötü kokular sarıyor etrafımı 
Kokunun rengi kırmızı 
Yalvaranlar var yaşamak için 
Yalvarışları kırmızı 

Ve ben! 
Çocuk sesleri topluyorum yerden 
Kokular kırmızı, yalvarışlar kırmızı, yer kırmızı 

Ne oluyor bu kırmızı sevdası! 
Nedir, nedendir 
Yeşile, maviye, sarıya, bırakın onları 
Siyaha, beyaza ne oldu 

Kararıyor gözlerim tozdan 
Göremiyorum artık güzel olanları 
Sadece korku geride kalan 
Korkunun rengi kırmızı 

Ve ben! 
Çocuk sesleri topluyorum yerden 
Tüm renkler kırmızı, korkular kırmızı, yer kırmızı 

Boğuluyorum gözyaşlarıyla insanların 
Titretiyor her yanımı giden can feryatları 
Bende ağlıyorum, gözyaşı heryanım 
Boğuluyorum ağlamaktan, gözyaşları kırmızı 

Ve ben! 
Çocuk sesleri arıyorum yerde 
Gözler kırmızı, gözyaşları kırmızı, yer kırmızı 

Yeter artık yeter dayanamıyorum 
Alın artık canımı alın yalvarıyorum 
Tahammülüm kalmadı artık kırmızıya 
Zaten her saniye ölüyorum 

Ve ben! 
Sadece çocukları topluyorum yerden 
Hepsi beyaz gömlekli 
Can kırmızı, ölüm kırmızı, çocuklar kırmızı

~Ş.Karaca

9 Kasım 2010

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, 
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... 

Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... 

Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. 

Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok. 

Bir kendisi. 

Bu yeter zaten. 
Her şeyi, herkesi götürdün demektir. 

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. 

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, 
öteki de olmuyor, 
ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. 

Böyle gidiyor iste. 
Bir yanımız “kalk gidelim”, 
öbür yanımız “otur” diyor. 
“Otur” diyen kazanıyor. 
O yan kalabalık zira. 
İş, güç, sorumluluk,aile,güvende olma duygusu...

En kötüsü alışkanlık... 

Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. 
Kalıyoruz. 






Can YÜCEL demişse durup düşünmeye bile gerek yoktur benim için. Adam sanki bana rehber olması için dünyaya gelmiş, bir insanın her söylediği mi etkiler başka bir insanı.




Çocuk!

Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır, kimsenin bilmediği..
Ve her gözyaşının altında bir dua, kimsenin duymadığı.
Çevir gökyüzüne başını,
Bakma arkana.
Daha sert basa basa, daha güçlü.
Anlat bu kara şehrin yollarına, ak adımlarınla.
Gitmek, yenilmek değil. Kazanmak da.
Gitmek, gitmektir işte.
Hepsi bu..

-CemAdrian


~Hangisini dinlemeli şimdi..


Gitmek, gitmektir işte.
Hepsi bu..

5 Ekim 2010

Stiletto

Stiletto kadını şehirlidir,
asidir,
başına buyruktur,
isyankârdır.
Esrarengiz ve kibirli bir ruh haline sahiptir stiletto kadını.
Cazibeli olduğunun fevkalade farkındadır.

18 Ağustos 2010

En Mutlu Gün

En mutlu gün en mutlu saat 
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği, 
en büyük umutları gücün ve gururun 
Hissettiğim, geçip gitti. 

Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm 
Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi 
Gençliğimin hayalleri- 
Ama boşver şimdi. 

Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi 
sakin ol ruhum! 
Belki bir diğer baş devralır 
Üzerime döktüğün zehri. 

En mutlu gün-en mutlu saat 
gözlerimin gördüğü göreceği, 
En parlak ışıltısı gücün ve gururun 
Hissettiğim: 
Ama o zaman çektiğim acıyla 
Gücün ve gururun umudunu verselerdi, 
Yaşamazdım o parlak saati tekrar 

Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım 
Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu 
Öldürmeye yeterli 
Onu bilen bir ruhu.

' EDGAR ALLAN POE

"gelecek" , gelecek :)

16 Ağustos 2010


Topuklu ayakkabı. Tık, tık, tık, tık… Tek bir çizgi üstünde, catwalk yaparcasına yürüyor kadın. Her baş dönüyor onun geçişine. Kadının yüzü yok, her bakan sadece onları görüyor, kırmızı bir çift stiletto. Önce biri, tık, ardından diğeri, tık ve tekrar diğeri tık, tık tık!

Kadının yüzü yok, benim de dudaklarım. Üstelik eğer olabilseydi, dolgun ve kırmızıya boyalı olacaktı o dudaklar. Ve sana inadı bırak diyeceklerdi. Eğer kırmızı stilettolu kadının yüzü benim de dudaklarım olsaydı, duyacakların çok farklı olacaktı duyduklarından.

Oturup yalvaracaktım sana, lütfen korkma diye. Kırmızı topuklar sende son bulacaktı, tıkırtıların bittiği yeri bilecektin. Sen yüzü olmayan kadının yüzünü görecektin, ben dudaklarıma kavuşacaktım. Uyanıp kafanı sağa çevirdiğinde yanındaki ben olacaktım, aynı kanepede oturup kitap okuyacaktık, elimde şiir kitaplarıyla sana koşup şu cümleye bak diyecektim, kavuştuğum dudaklarıma dokunan tek insan olacaktın şu ömrü hayatımda.

Ama benim dudaklarım yok ve ince uzun topuklu, kırmızı ve rugan stilettoların tıkırtısı giderek uzaklaşıyor senden. Başlasaydı sende bitecek olan hikâyemle birlikte. Oysa biz şairin dediği gibi birlikte susmayı bile beceremedik. Ben önce dudaklarımı kaybettim, sonra stilettolarımı giydim.

Topuklu ayakkabılarımı. Tık, tık, tık, tık… Tek bir çizgi üstünde, catwalk yaparcasına yürüdüm. Her baş döndü geçişime. Benim yüzüm yoktu, her bakan sadece onları gördü, kırmızı stilettolarımı. Önce bir adım attım, tık, ardından diğerini, tık ve tekrar diğeri, tık, tık tık…